
Otomotiv sektöründe üretim, ihracat ve iç pazar göstergeleri aynı anda aşağı yönlü seyrederken, değer bazlı ihracatın artması ve Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesini koruması, tablonun tek boyutlu okunamayacağını gösteriyor. İTO 52. Komite Başkanı ve Motor Aşin CEO’su Saim Aşçı, güncel verilerin yalnızca satış rakamlarıyla değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek; iç pazardaki daralma, üretim ve ihracattaki gerileme, artan vergi yükü ve Türkiye ile Avrupa’daki elektrikli araç dönüşümünün birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti.
Üretimde yüzde 8, otomobil ihracatında yüzde 29 kayıp
2026 yılının ilk yedi ayında Türkiye otomotiv pazarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 daralarak 661 bin 249 adet seviyesine geriledi. Aynı dönemde toplam otomotiv üretimi yüzde 8 azalışla 767 bin 216 adet, otomobil üretimi ise yüzde 19 düşüşle 424 bin 667 adet olarak gerçekleşti. Toplam otomotiv ihracatı adet bazında yüzde 14 azalarak 542 bin 401 adede inerken, otomobil ihracatı yüzde 29 gerilemeyle 255 bin 679 adette kaldı. Buna karşılık toplam otomotiv ihracatı değer bazında yüzde 2,6 artarak 24,4 milyar dolara ulaştı. Sektörün zor zamanlar geçirdiğini, ancak aynı zamanda Türkiye otomotiv sanayisinin hâlâ güçlü bir üretim ve ihracat altyapısına sahip olduğunu belirten Aşçı, “Türkiye yaklaşık 2,2 milyon adetlik kurulu üretim kapasitesiyle Avrupa otomotivinde önemli bir merkez olmaya devam edecektir.” dedi.
Satış sonrası sektörü stratejik konumunu artıracak
Öte yandan iç pazardaki daralmanın etkisi temmuz ayında daha belirgin hale geldi. Otomobil ve hafif ticari araç satışları temmuzda 80 bin 786 adet olarak gerçekleşti. Yeni araç satışlarının yavaşlaması, Türkiye’deki araç parkının daha uzun süre kullanılacağına ve bakım-onarım ihtiyacının giderek artacağına işaret ediyor. Saim Aşçı, “Türkiye’de milyonlarca araç yollarda ve bu araçların bakım, onarım ve yedek parça ihtiyacı devam edecek. Yeni araç satışları düşerken mevcut araçların kullanım ömrünün uzaması, yedek parça ve servis ekosistemini önümüzdeki yıllarda daha stratejik bir konuma taşıyacak.” öngörüsünde bulundu.

Araç başına ÖTV 718 bin TL’ye yükseldi
Vergi tarafındaki görünüm de pazarın taşıdığı baskıyı ortaya koyuyor. Temmuz ayında motorlu taşıtlardan tahsil edilen ÖTV, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,55 gerileyerek yaklaşık 60 milyar TL oldu. Yılın ilk yedi ayında toplam ÖTV tahsilatı 419 milyar TL’ye ulaşırken, temmuzda araç başına ortalama ÖTV 718 bin TL seviyesine yükseldi. Tüketici açısından otomobile ulaşılabilirliğin tüm ekosistem açısından kritik önem taşıdığını hatırlatan Aşçı, “Araç fiyatları, finansman maliyetleri ve vergi yükü birlikte değerlendirildiğinde tüketicinin yeni araç alma kararı giderek daha fazla zorlaşıyor. Daha öngörülebilir ve sürdürülebilir bir pazar yapısına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.” dedi.
Avrupa’daki dönüşüm Türkiye için kritik
Son yıllarda Avrupa otomotiv pazarının hızla elektrikli ve yeni nesil dijital araçlara yönelmesi, Türkiye’nin üretim ve tedarik zincirindeki konumu açısından belirleyici olacak. Aşçı; mevcut üretim kapasitesi, gelişmiş yan sanayi, mühendislik altyapısı ve Avrupa’ya yakınlığın Türkiye’ye önemli avantajlar sağladığını, ancak bu avantajların kalıcı olmasının yeni teknoloji yatırımlarına bağlı olduğunu vurguladı.
Aftermarket iki farklı araç parkına hazırlanıyor
Elektrikli araçların yaygınlaşması, aftermarket tarafındaki ürün ve hizmet ihtiyacını da dönüştürecek. Geleneksel mekanik parçaların yanında elektronik sistemler, sensörler, termal yönetim, güç elektroniği ve batarya teknolojileri daha fazla önem kazanacak. Değişimin mevcut araç parkının
ihtiyaçlarının kısa sürede ortadan kalkacağı anlamına gelmediğinin önemle altını çizen Aşçı, “Bunu bir geçiş süreci olarak görmemiz lazım. Türkiye’nin mevcut araç parkı uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak içten yanmalı araçlardan oluşmaya devam edecek. Dolayısıyla bir taraftan yeni teknolojilere hazırlanırken, diğer taraftan mevcut araç parkının ihtiyaçlarını karşılamayı sürdüreceğiz. Türkiye’nin otomotivdeki rekabet gücünü koruyabilmesi için bir yandan üretim ve ihracatta yaşanan dönüşüme ayak uydurması, diğer yandan mevcut araç parkının ihtiyaçlarına cevap verebilen güçlü bir aftermarket yapısı geliştirmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde hem yeni nesil araçlara hem de yollardaki milyonlarca araca hizmet verebilen dengeli ve güçlü bir otomotiv ekosistemi şart olacak.” şeklinde konuştu.







